ULUSAL EĞİTİM YOLUMUZ

Ulusumuzu bağımsız, demokratik, laik ve çağdaş bir toplum yaşamına kavuşturmak ereğini taşıyan Türk Devrimi’nin, 1923 Aydınlanmasının önderi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Başöğretmen’ sanını kabul edişlerinin 91. Yıldönümünü kutluyoruz. Türk Devrimi’nin amaçladığı çağdaş insanın yetiştirilmesinde, Türk öğretmenine “fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür” gençler yetiştirmek görevi veren Mustafa Kemal Atatürk, bu sözüyle toplumumuzun geleceğini belirleyecek temel etkenin eğitim olduğunu anlatmaktadır.
Eğitim, kişiyi olumlu ve gerçekçi düşünmek yetisine eriştirmek işidir. Kişiye düşünme özgürlüğüne ulaşmanın, topluma çağdaş uygarlığa erişmenin yollarını eğitim açacaktır. Günümüz dünyasında insanımızın gelişime uyum sağlaması, düşünsel birikimini tamamlayabilmesi, bilimsel ve sosyal yenileşmelere egemen olması gerekmektedir. Bunun için ezberci değil sorgulayıcı, karşılaştırma ve bileşim gibi yöntemleri uygulayıcı, neden-sonuç ilintisini kurucu ve düşünen öğrencileri yetiştirmek, onları Cumhuriyetimizin yurttaşları olarak hazırlamak, öğretmenimizin Atatürk’ten aldıkları görevin gereği bilinmelidir.
Cumhuriyetimizi yaşatacak genç kuşakların ulusal kimlikte bireyler olmaları, onların laik eğitim dizgeleri içinde ‘akıl’ ve ‘bilimi’ önder seçmişlikleri, ulusumuzun geleceğini açacak kapıların anahtarı olacaktır. Eğitim uğraşlarında, geleceğimizin umudu çocuklarımıza bu anahtarı kazandıracak bilge kişiler Cumhuriyetimizin öğretmenleridir.
Kemal Atatürk, “En önemli, en verimli görevimiz ulusal eğitim işleridir. Ulusal eğitim işlerinde ne olursa olsun üstün gelmek gerekir. Bir ulusun gerçek kurtuluşu ancak böylece olur.” sözleriyle, bilgi ve teknolojinin hızla geliştiği çağımızda, ulusumuzun eğitime vermesi gerekecek önemi açıklamıştır. Nitekim ulusumuzun bağımsız yaşamak hakkını kazandığı Kurtuluş sürecinden, çağdaşlık yolu Kuruluş’a geçen süreçte eğitim işlerinde üstün gelmek çabalarımıza Mustafa Kemal Atatürk önderlik etmiştir. Türk uyanış ve kalkınmasında eğitim meşalesini yakan Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyetimizin Başöğretmeni’dir.
Doğal ki Ortaçağ dogmalarından kurtulamamış geçmiş dönemlerin eğitim öğretim dizgeleriyle, bilgisizliğin prangası öğretim kurumlarıyla akılcı kafaya, özgür düşünceye, çağdaş uygarlığa erişilemezdi. Uygarlık yolunan anahtarı ‘En gerçek yol gösterici’ bilimin değerleri olmalıydı. Hurafeler, batıl inançlarla örülü geçmiş yüzyılların eğitim öğretim şeklinin insan aklını karartmasına son verilmeliydi.
Bu amaçla 1 Kasım 1922 tarihinde saltanat yönetimine son verildi, “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur” ilkesi toplum yaşamında yer buldu. Bu ilke üstüne 29 Ekim 1923 tarihinde Cumhuriyet yönetimi kuruldu. Ardısıra 3 Mart 1924 tarihinde Öğretim Birliği Yasası ‘Tevhid-i Tedrisat ) kabul edildi. Aynı gün Halifeliğin Kaldırılması Yasası’nın (Hilafetin İlgası) çıkarılmasıyla gericiliğin kaynağı olmuş medreseler kapatıldı. Çağdaş ve uygar Türkiye’de tek bir öğretim düzeninin, laik eğitimin egemen olması sağlandı. Bu yasaların yaşama geçirilmesiyle, eğitimde ortaçağ kapılarının kapatılması, ‘muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmayı amaç edinmiş’ insanlarımıza özgür düşünceye dayalı aklın yolunun açılması sağlandı.
Çağdaşlaşma yolundaki bu çabalar, ancak bütün halk kesimlerinin okuma yazma öğrenmesiyle başarıya ulaştırılabilirdi. Ne var ki, yüzyıllardan beri kullanılan Arap alfabesi Türkçe’ye uyum sağlayamamaktaydı. Tüm ulusun katılacağı bir okuma yazma seferberliğine gereksinim vardı. Bu amaçla 1 Kasım 1928 tarihinde çıkarılan Harf Devrimi yasası ile Arap kökenli abecenin yerini yeni Türk abecesi aldı. Bu yeni abece, ulusumuzun bireylerinde yurtseverlik duygusu uyandırdı, ulusal bilinci geliştirdi, Türkiye Cumhuriyeti’ne sahip çıkmanın bilincini oluşturdu. Böylece . “Aklın inançtan bilimin dinden” soyutlandığı eğitim öğretim anlayışı, Türk Ulusuna çağdaşlık ve uygarlık yolunu açtı.
Cumhuriyet öncesinde okur yazar olmak, bir ayrıcalık görülürdü; bu anlayışı Cumhuriyet’in eğitim seferberliği ile sona erdirmenin adımları atıldı. En doğal insan hakkı kabul edildi okur yazar olmak. Yeni Türk alfabesine geçişin bir gecede toplumu cahil bıraktığı da sanılmasın; aksine yeni alfabe insanların gözündeki perdeyi kaldırdı. İnsanın aydınlanma yolunda ışık oldu.
Bu devrimci atılım içinde, Türk Ulusu önderi ve kurtarıcısı bildiği Mustafa Kemal Atatürk’e 24 Kasım 1928 tarihinde ‘Başöğretmen’ sanını yaraşır gördü.
Bugün, 24 Kasım’lar Türk öğretmeninin onur günüdür.
Atatürk’ün eğitim alanında gerçekleştirdiği devrimlerle cehalete, bilgisizliğe, bağnazlığa karşı bir bayrak açıldı. Bu bayrak altında toplanan yurttaşların Millet Mekteplerinde abeceyi öğrenmeleriyle , Köy Enstitüleri ve Halkeveri çatısı altında çağdaş uygarlığı var eden başarılarıyla tüm ülkeyi saran bir Aydınlanma Devrimi yaşandı. İlköğrenimden yükseköğrenime değin tüm eğitim kurumlarında uygulanan çağdaş, bilimsel, laik eğitimin yetiştirdiği gençler eliyle Türk Ulusu çağdaş ve uygar dünyada kendisine yaraşır onurlu yerine kavuştu.
Ne var ki eğitimden sorumlu Bakanlık, bugün kurduğu protokollerle, referansı din olan kimi dernek ve vakıflara eğitim görevini devreder oldu. Öğretim izlencelerinde dinsel yönelişler yer buldu. Eğitim yoluyla küçük beyinleri şartlandırma uygulamalarına fırsat verildi. Eğitimde cinsiyet ayrımcılığı, kız ve erkek öğrencileri birbirinden ayırma uygulamaları başladı. Laik ve bilimsel eğitim ışığı gün günden söndürülür oldu.
Oysa Cumhuriyet geri kalmışlıktan kurtulmanın çaresini eğitim seferberliğinde görmüştü. O yönde büyük atılımlar yapmış, yaşamda en gerçek yol göstericinin bilim olduğunu düşünerek, eğitimin, aydınlanmanın ışığını yurt köşelerine taşımanın gayretini göstermişti. Atatürk’ün “En önemli, en verimli görevimiz ulusal eğitim işleridir” sözünde gösterdiği duyarlılık yaşanmıştı. Onun içindir ki Cumhuriyetin açtığı bilimsel ve laik eğitim yolunu, bugün de izlemek ve eğitimin kalitesini yükseltmek temel görevimiz olmalıdır. Son yıllarda yapılmış uluslararası yarışmalarda gördük ki, Türkiye’nin eğitim kalitesi sıralamasında OECD ülkeleri (İktisadi İşbirliği ve Geliştirme Teşkilatı) arasında sonuncu sırada olduğu, öğrencilerimizin azımsanamayacak bölümünün okuduğunu anlayamadığı, girdikleri sınavlarda sekizinci sınıfı bitirmiş öğrencilerimizin önemsenir ölçüde dört işlemi yapamadıkları gerçeği ile yüz yüze gelindi.
Bu nedenledir aklın ve bilimin önderliğini gösteren Atatürk, tarihin tekerleğinin geri döndürülemeyeceğini gösterdi. İlköğretimden üniversiteye dek eğitimi laik niteliklerinden alıkoymak, bilimsellikten uzaklaştırmak, öğretim kurumlarını medreseleştirmek ve eğitimi dinsel temeller üzerine oturtmak isteğinin öğretim kurumlarımızda ve kamu vicdanında yeri olmamalıdır. Hiçbir şeyi sorgulamadan kendini biat kültürünün teslimiyetine bırakmış olmanın, özlemini duyduğumuz ve gerçekleştirme yolunda yürüdüğümüz demokrasi yönetimiyle de bağdaşır olmadığı bir gerçektir. Çünkü demokrasi özgür ve özgün düşünme eğitimi almış insanlar ülkesinde kökleşir, gelişir.
Cumhuriyet’in Türk yurttaşlarına kazandırdığı laik, demokratik ve bilimsel eğitim, geleceğimizi aydınlatacak bir insan hakkıdır.
Bu duygu ve düşüncelerimizle toplumumuzun sağlıklı ve gelişmiş bir kimliğe ulaşması için verdikleri uğraş ve çabalarda öğretmenlerimizin başarılı olmasını diler; tüm öğretmenlerimize ve öğrencilerimize saygı ve sevgilerimizi sunar; Başöğretmen Mustafa Kemal Atatürk’ün anısı önünde saygı ile eğiliriz.  

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın