KUBİLAY DESTANI

23 Aralık 1930’dur;
Gece yeşilimsi,
Dağlar ak,
Bir altın çizgi gibi yerle gök,
Gün doğdu doğacak.
Don yoktur ama donmuştur sanki
Sarı yapraklarla kış kocaman bir yüz
Tarla çizgileriyle bir kilim işte
Menemen ovası dümdüz.
Yalancı Mehdi Derviş Mehmet,
Yürümüş Manisa’dan bir sarı su gibi,
Beş on adamıyla Menemen’e varmak üzere
Yılan uykusu gibi.
Düştü Kubilay’ın başsız gövdesi,
Bir çınar dalı gibi yere.
Sarktı yakasından anasından gelmiş
Mavi çiçek mor çiçek bir çevre.
Düştü Kubilay’ın başsız gövdesi
Bir söğüt dalı gibi yere,
Aydınlık aydınlığa yaklaşır iken,
Sonsuzluğa ere ere.
Düştü Kubilay’ın başsız gövdesi,
Bir zeytin dalı gibi yere,
Düştü cebinden bir kitap,
Açıldı göklere…
Türk şiirinin büyük sesi Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın dizeleridir alıntı yaptığımız Kubilay Destanı.
23 Aralık 1930 tarihi Menemen Olayı adı ile yer alır tarihimizde. Cumhuriyet düşmanları Teğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ı Menemen’de şehit ettiler bu günümüzde.
Adını Cumhuriyet tarihimize ‘Devrim Şehidi’ yazdığımız Kubilay’ı, menfur olayın 89. Yıldönümünde saygı ile anıyoruz.
* * *
Kubilay’ın kanının hain ellerce yere döküşünü haber alan Gazi Mustafa Kemal, 28 Aralık 1930 günü Türk Ordusu’na başsağlığı mesajı yayımlamıştı:
“Menemen’deki gericilik girişimi sırasında Yedeksubay Kubilay Bey’in görev yaparken uğradığı saldırı dolayısıyla Cumhuriyet Ordusu’na başsağlığı dilerim.
Kubilay Bey şehit edilirken gericilerin gösterdiği ilkel yabanlık karşısında Menemen’deki halktan kimilerinin alkışla onaylar davranmaları, bütün Cumhuriyetçi ve yurtseverler için utanılacak bir olaydır. Yurdu vunmak için yetiştirilen, her türlü iç politika ve anlaşmazlığın dışında ve üstünde, saygın bir konumda bulunan Türk Subaylarının gericiler karşısındaki yüksek görevi yurttaşlarca yalnız saygıyla karşılandığına kuşku yoktur. Yabancı ayağı altında kalmanın acısını tatmış bir çevrede genç ve kahraman bir yedeksubayın uğradığı saldırıyı, ulusun doğrudan doğruya Cumhuriyete karşı bir suikast saydığı ve saldırıyı yüreklendiren ve özendirenleri ona göre kovuşturacağı kesindir.
Büyük ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyet’in ülkülü öğretmenler topluluğunun değerli öğesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet canlılığını tazelemiş ve güçlendirmiş olacaktır.”
* * *
Gazi Mustafa Kemal’in ‘Cumhuriyete karşı bir suikast’ saydığı Menemen Olayında şehit düşen Mustafa Fehmi Kubilay, gencecik bir öğretmendir. Askerlik görevini Menemen’de
yedeksubay olarak yürütürken, gerici bir kalkışmanın önünde savunduğu Cumhuriyet uğruna can vermiş Devrim Şehidimizdir.
Cumhuriyet rejiminin 1925 yılındaki Şeyh Sait İsyanından sonra tanık olduğu ikinci irtica olayıdır Menemen Olayı.
Nakşibendi tarikatına mensup Derviş Mehmet isimli bir yobaz birkaç arkadaşı ile 23 Aralık 1930 günü Menemen’e gelir, girdikleri caminin cemaatini ellerindeki yeşil bir bayrak altında toplanmaya, kendileriyle birlik olmaya davet ederler. Cami önünde halka seslenen Derviş Mehmet “Ey Müslümanlar, ne duruyorsunuz; Halife Abdülmecit hududa geldi, Sancak-ı Şerif çıktı, gelin altında toplanalım, şeriat isteyelim.” diyerek bölge insanını kendilerine katılmaya davet eder.
Bu gösterici ve isyancılar, daha sonra üzerinde dini ibareler bulunan ellerindeki bayrağı Hükümet Konağı önündeki alana dikerler. Bayrağın çevresinde dönmeye, tekbir getirmeye, zikretmeye başlarlar. Bu toplanma ve gösteri yetkililerce haber alınır; toplanan bu yobazları dağıtmak için, mesleği öğretmenlik olan Yedeksubay Asteğmen Kubilay’ın müfrezesi görevlendirilir. Kubilay, topluluğa seslenerek , yaptıklarının hatalı ve çok sakıncalı olduğunu, tutumlarından geri dönmelerini ve dağılmalarını söyler. Fakat kalkışanlar bu isteğe mavzer kurşunuyla karşılık verirler. Kubilay, kendisini savunmak için tabancasını çekmişse de, müfreze askerlerinin bellerinde öldürücü etkisi olmayan eğitim mermilerinden başka bir silahları yoktur. Atılan bir kurşunla yaralanan Kubilay yere düşer; gözü dönmüş cani Derviş Mehmet yaralı Kubilay’ın üstüne atılır, belinden çektiği bağ bıçağı ile Kubilay’ın başını gövdesinden ayırır. Kubilay’ın başını ellerindeki yeşil bayrağa geçirerek kente yayılan göstericiler, saygı ile kendilerini andığımız Hasan ve Şevki isimli iki mahalle bekçisini de bu kalkışmada şehit ederler.
Üstlerine gelen askeri birliklerin de teslim olmaları isteğini reddeden kalkışmacılar, çağrının karşılığını silahlarını ateşleyerek verirler Bu çatışma içinde Derviş Mehmet vurulur, iki arkadaşı da yaralı olarak ele geçirilir. Olay yerinden kaçmayı başaran birkaçı da bir iki gün sonra ele geçirilirler.
Yapılan soruşturmada olayın örgütlü olduğu, Cumhuriyet’i yıkmak amacı güden siyasi ve gerici bir eylem olduğu anlaşılır. Olayın derin kovuşturmasını yapan Devlet, kalkışanları kurduğu mahkemede yargılar, cezalandırılmalarına karar verir.
Bu kalkışma, Cumhuriyet’in temsil ettiği değerlere yönelik kanlı bir meydan okumadır. Gerçekte Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay’ın başı değil; laik, demokratik Cumhuriyet’in başı kesilmek istenmiştir Menemen Olayında.
* * *
Mustafa Kemal Atatürk, ‘Türkiye Cumhuriyetini sarsılmaz temelleri üzerinde her gün daha ziyade takviye etmek’ görevi verir Türk Gençliğine. O’nun verdiği görevin, Türk çocuklarının 3 Mart 1924 tarihinde yayımlanan ‘Öğretim Birliği Yasası’ hükümlerine uygun eğitim almalarıyla gerçekleşeceği de bilinmelidir.
Öğretim Birliği Yasası’nın “Bir millet bireyleri ancak bir eğitim görebilir. İki türlü eğitim bir ülkede iki türlü insan yetiştirir. Bu ise, duygu ve düşünce birliği ile dayanışma amaçlarını tamamen yok eder.” gerekçesi ile tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlanarak, eğitimde çok başlılık düzeni kaldırılır. Türkiye Cumhuriyeti’nin uygarlık yolunda yürümesinin adımları eğitim devrimi ile başlar. Dine bağlı eğitim sistemine son verilir. Geçmişin din kurallarıyla öğretim yapan Sübyan Mektebi, Mahalle Mektebi, Medrese kurumları yerine, pozitif bilimleri kılavuz gören öğretim kurumları yetiştirdiğimiz çocuklarımıza, öğrencilerimize kapılarını açar. Eğitim kurumlarında bilimsel yöntem ve ilkelere dayalı öğretim çalışmaları başlar. Cumhuriyet öncesinin gerek yabancılarca açılmış okulları gerekse kendi sistemimizin dine bağlı eğitim kurumlarında ulusal bütünlük Öğretim Birliği Yasası ile sağlanır.
Ki, bu dönemde laik ve bilimsel değerlere dayalı eğitim izlenceleri ve ders kitapları ile çocuklarımızın çağdaş dünyayı anlamasının ve uygar insan kimliğine erişmesinin yolu açılır.
Bu dönemde Atatürk’ün “Hayatta en hakiki mürşit ilimdir, fendir.” öğretisi Türk Eğitim Sistemi’nin kılavuzu olur.
Bu gerçeği öne alarak günümüzde de bağnazlığa ve çağdışılığa geçit vermemek için Menemen Olayından çıkaracağımız bir ders varsa, Atatürk’ün Aydınlanma Devrimi’nin ruhu ‘en gerçek yol gösterici’ bilim ve akıl yolunu canlı tutmak, bu yöntemin yerine Cumhuriyet’in temel değerleriyle bağdaşmayan, başka anlayışların ve eğilimlerin eğitim dizgelerine getirilmek istenmesine fırsat bırakmamak gerekecektir.
Unutmayalım ki, düşünce ve vicdan özgürlüğü demektir laiklik…Din ile devlet-sosyal toplum ilişkilerinin birbirinden ayrık olması demektir laiklik…Devletin dinsel inançlar ve mezhepler arasında eşit uzaklıkta durmasıdır laiklik…
Türkiye Cumhuriyeti devletinin temel ilkesi laikliğin; ulusal egemenliğimizin, ulusal birliğimizin güvencesi olduğunu, aksi halde laik devlet yaşamında inançların ve dinsel kuralların hükümran olacağı din devletine gidiş yolunun açılacağını aklımızdan çıkarmayalım!
Bu nedenle Cumhuriyetimizin karma, bilimsel, laik, halkçı, üretici ve nitelikli eğitim anlayışı; Menemen Olayı benzeri ‘karşı devrim’ ataklarına, Cumhuriyet Devrimi’ne ve Atatürk’e karşıt rüzgârların esmesine fırsat vermemenin yolu olacaktır.

Konuk Yazar: Rufat Şener ADD Gelibolu Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.