12 Eylül Gecesi…

12 Eylül 1980 gecenin yarısı, saat 02:15.Kapının zili acı acı çalıyordu.
O gece, Konya’dan gelen bacanağım rahmetli Seyfi ile saat 01:30’a kadar oturmuş ve bol bol;
“Ülkenin halinin ne olacağını” konuşmuştuk .Çok endişeliydik.O yıllarda, bacanağım Konya’da Toprak İskan Müdürüydü.Okullarda hergün olaylar oluyor, her gün gençler ölüyordu.O da Konya’daki lisede okuyan oğlunu bize yollayarak, Gelibolu’daki okullara Anadolu’daki gibi çok olay yoktu bu nedenle çocuğunu sağ-sol kavgalarından uzak tutarak bize göndermişti. O gece de oğlunu dolaşmak üzere hanımıyla bize gelmişlerdi.
Kapının zili öylesine devamlı çalıyordu ki arada bir de kapıya usul usul vuruluyordu.
Önceleri rüya gibi gelen kapının çalınmasının gerçekten çalındığını anladım.Kapıda birileri vardı.
“Bir otomobilin de çalışır vaziyette kapı önünde durduğunu uyku sersemi olsamda anlamıştım.O gün, gün içinde (11Eylül 1980) bir arsa satışı için İstanbul’a oradan da Kırklareli’ne geçmiştim.Eve döndüğümde saat 19:00’du yorgundum.Üstelik gece de oturup gelen misafirin gönlünü yapınca, ardından da 45 dakika sonra uyanmam çok zor olmuştu.
Bereket her zaman olduğu gibi uykumdan aymam kolay olduğundan doğruca kalkıp soluğu kapıda aldım.
Çalınan kapı mutfağın sokağa çıkan kapısıydı.Hem eşim hem de misafirler herkes uyanmıştı.
Yatarken yanı başımdaki çekmecede duran silahımı alıp kapıya yan biçimde sokuldum.
-Kim o?
– Recep Bey açar mısınız?
– Siz kimsiniz ki..?
-Ben Merkez Komutanı Albay Hakkı..!
-Hayırdır Albayım.Bu saatte ne istiyorsunuz…?
– Size 2.Kolordu Komutanımızın bir yazısını getirdim.Onu tebliğ edeceğiz…
Kapının küçük camdaki perdeyi az açarak baktığımda Albayı tanıdım.Etrafında askerler vardı.Ben bir ara durduktan sonra
-Tamam Hakkı Bey üzerime bir şey alıp geliyorum dedim.
Elimdeki silahı mutfaktaki kaşık- çatal çekmecesine bırakıp odaya gittim.Hızlıca üzerime bir gömlek giyip, altıma da bir pantalon çektim beni heyecanla izleyen eşimin omuzunu tutarak, bacanağın ve baldızın bakışları arasında;
“Kesin ihtilal var!Dışarıda askerler var sakın heyecanlanmayın , korkmayın ve beni alırlarsa üzülmeyin endişeleneceğiniz hiçbirşey yok 24 saatte bırakırlar.Çünkü kimsenin canını acıtacak, kimseyi üzecek hiçbirşey yapmadım diyerek eşimin de sırtını sıvazlayarak hızlıca kapıya yürüdüm.Usulca kapıyı açtım.
Karşımdaki Albay Hakkı Bey’i tanıyordum.Onu görünce ürkmedim dersem yalan olur siyasi bir subaydı.Bir çok kez konuşmuş, oturup kahve içmiştik.Elindeki zarfı uzatarak; “Recep Bey, TSK Yönetime el koydu. Komutanımız size bu yazıyı gönderdiler.2. bir emre kadar lütfen dışarıya çıkmayınız.Kapınıza 3 asker bırakıyorum onları siz suçlu olduğunuzdan değil, onlar sizi korumak üzere buradalar.
İhtilali duyan birilerinin kalkıp kargaşa çıkarıp , sizin hanenize ve size zarar vermemesi için sizi kormakla görevliler.” dedi.
Teşekkür ettim,o da kapıda çalışır vaziyette duran arkası brandalı Kayzere atlayıp hızla uzaklaştı.
Askerler evimin önünde ellerindeki silahlarla nöbetteydiler.
Saat 02:35.Hızlıca televizyonu açtım.
Misafirim bacanak,eşi, ben ve hanım dördümüzde televizyonu sarmalamıştık.Pür dikkat soluk almadan bakıyorduk.O sırada Kenan Evren konuşuyordu.Adeta soluk almadan televizyonun başında 15-20 dakika televizyonu dinledikten sonra elimdeki zarfı hatırladım.
Hızla zarfı açtım.İçinden kağıdı okumaya başladım aynen şunlar yazıyordu… devamı yarın sürecek….

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.