12 Eylül Gecesi…

Tam duvardan atlıyordum ki; kapının önünde bir aracın durduğunu farkettim.
Derhal usulcacık hızla aşağıya inerek, boynumdaki fotoğraf makinasını odunluğa
koyarak kapıya doğru yürüdüm.
Bana sıkı yönetimin tebligatını getiren Hakkı Albay kapıdaki askerleri bir araca bindiriyordu.
Bahçe kapısını açıp dışarıya çıkarak
Hayırdır Albayım?
“Hayır, hayır Yüzüak, hayır” dedi.
Elinde bir zarf vardı bana uzattı.Üzerindeki kağıdı imzala altındaki zarfı al dedi ve ilave etti.
Zarfı aldığına dair bu imza dedi.Ardından da suratıma manalı, manalı , bakarak;
“Geçmiş olsun ama siyasete son!” dedi.
Sağol albayım teşekkür ederim.
Yeterki sonuçları memlekte hayır getirsin dedim.
Tam aracına bineceği anda, yanına yaklaşarak misafirlerimizin keyfi nasıl deyiverdim.Birden bire suratı gerildi.Ters ters bakarak;
“Ne misafiri?”dedi.
Bende gayet sakin olarak “Hamzakoy’daki misafirlerden bahsediyorum dedim.”
Kimden aldın haberi? Arkadaşın Şeref mi yumurtladı..?
Hayır ben Şeref’i ne gördüm ne de konuştum ondan duymadım.
Evden çıkmadığına göre peki nasıl duydun bu haberi diyerek kurnaz bir tavırla dost gibi yanıma yaklaşarak, saklama söyle o senin kankin,sıkı arkadaşın diyerek bana yoklama çekiyordu.
Şeref Albay, Orduevi Müdürüydü ayrıca Hamzakoy Kampına da bakıyordu.Pilot Albay olan Şeref Uluğ’la hem ailece görüşüyorduk hem de iyi bir arkadaşımdı çok mert ve yurtsever bir Albaydı.Eşi de Keşanlı bir öğretmendi.
Benim öğretmenlik yaptığım dönemde Güneyli’de okul müdürüyken yanımda çalışan eşi de aynı şekilde hanımefendi ve iyi bir
yurtsever öğretmendi.
Bir süre konuştuktan sonra, baktı ki benden ekmek çıkmayacak yanımdan ayrıldı.Onunla
beraber aynı kafada olan iki subay daha vardı.Biri yüzbaşı Kırat ve Üsteğmen (ismini şuan hatırlayamıyorum)daha sonra bu üsteğmen buradan başka yere atandıktan sonra sahte ehliyet yolsuzluklarıyla basında yer almıştı.
Onları üzerime yollayarak Demirel ve Ecevit’in Hamzakoy’da bulunmalarını kimden öğrendiğimi araştırdı, durdu.
Aldığım zarfı hızla açtım çok kısa bir yazı vardı. 2.Kolordu Komutanı Korgeneral Hüsnü Çelenkler imzasıyla yazılmıştı.
“Evinizden çıkabilirsiniz.Siyasi partilerin faaliyetleri durdurulmuştur.Bu konuda ikinci bir emre kadar parti binasını açmayınız, teşekkür ederiz.”diyordu sayın komutan…
Hemen dışarıya çıktım.Fotoğraf makinamı bol gömleğimin içine saklayarak Fener Meydanı’na doğru yürüdüm.
Fener Meydanı’na giriş yasaktı.Doğruca Keşan Caddesi’ne yöneldim ve oradan Saruca Paşa Türbesi’ne çıktım.Şimdiki
yapılan yer Kaymakam Lojmanı’nın olduğu yere geldim.Hamzakoy’un içinde iki hucumbot vardı.
Bir kere daha buralarda keşif yaptım.Her yer askerlerle dolmuştu.Göçmen evlerine yürürken bir arkadaşıma rast geldim.
Onunla birlikte doğruca onun evine gittik.Evin bahçesinden Hamzakoy mükemmel görünüyordu önce belime kuşak içinde sakladığım fotoğraf makinesini çıkardım sonra da ayağıma giydiğim eşofmanımın içindeki bacağıma bağlı olan zumu çıkardım.Yaklaşık
15-20 poz resim çektim.Kısa sürede bitirdim.Makine ve zumu arkadaşımın evinde bırakarak, filmi cebime koyup doğruca liman meydanına eski garajın olduğu yere indim.
Bir otobüs gelmişti şoförüne paketlediğim filmi verip, garajdan seni karşılayıp bu filmi alacaklar deyince;
“Sen etrafı görmüyor musun ben film filan götüremem bunun içinde ne var ?”demeye başladı fazla uzatmadım tamam abi deyip filmi aldım doğruca taksici Hakkı Keçili’yi buldum ve onu ikna ederek filmi ona verdim.
400 lira da para cebine koyarak bunları acele Hürriyet Gazetesi’ne götürmesini söyledim.
Daha önce birkaç kere de boğazda batan bir geminin fotoğrafları ve pilotsuz düşen bir uçağın fotoğraflarını götürmek için kendisini göndermiştim.
Tamam Recep bunu senin için yapıyorum dedi.İnşallah yakalanmayız diyerek bastı gaza onu yolcu ettikten sonra soluğu evde aldım.Hemen Hürriyet Haber Ajansını arayarak Genel Müdür Erdoğan Kıral ile görüştüm.Kendisiyle daha önce birlikte çalıştığımız için iyi bir dostluğumuz vardı.Ona olayı anlattım havalara uçtu.Daha sonraki
buluşmalarımızda hep bana şunu söyledi. O filmler elimize geçinceye kadar 5 saat 9 doğurdum derdi.
Ardından rahmetli Albay Şeref’in evini aradım.
Eşine nerede olduğunu sordum.10 dakika oldu geleli içeride üzerini değiştiriyor dedi.
Çağır hemen dedim.Hanımı seslenince koşarak geldi telefona ilk sözü şu oldu.
İyimisin seni almadılar mı?
Yok hayır dedim.Sadece 1 gün evde kaldım.Bugünde saldılar serbest bıraktılar dedim.
Ona Hamzakoy’un resmini çektiğimi söyledim.Resmi İstanbul’a gönderdiğimi yalnız senden istediğim birşeyler var
oradaki iskeleye göre onların kaldıkları yerleri bana tarif et dedim.Ona göre yazayım dedim.
Bana hemen nokta atışı olarak yerlerini tarif etti.Kaçıncı dairelerde olduklarını onların ortasındaki dairede de kendisinin irtibat subayı olarak kaldığını söyledi ve sıkı sıkı tembih ederek sakın benden bahsetme dedi.Teşekkür ettim tekrar eve çıkarak yıldırım hızıyla evden Erdoğan Bey’i aradım.
Çok heyecanlıydı,bilgileri benden tek tek aldı.Toplantı odasındaymışlar rahmetli Ecvet Güresin’de, Salim Bayar’da, Arap Turgut’ta (Dinsel)
‘de bir sürü soru sordular yeterli bilgileri alınca kaçta resimler burada olacak dediler.En geç 5 saat dedim şu anda 1 saat sonra filan gelmiş olacağınıtahmin ediyorum dedim.
Telefonu kapattım, heyecandan ölüyordum.Saat bir türlü yürümüyordu.Filmler kazasız, belasız yerine ulaşacak mıydı? Zaman zaman evin bahçesinde volta atıyordum.Gerçekten eve geldikten 1 saat 10 dakika sonra evin telefonu acı acı çalmaya başladı.Telefonda haber ajansı genel müdür muavini Ekrem Abi vardı.
“Recep gözünaydın filmler elimizde “dedi.Yıkattık harika.”dedi.Şu anda şoför kafeteryada yemek yiyor. Ona ne para verelim dedi.
Ben 400 lira verdim dedim.Sizde hediye olarak 200 lira verin dedim.
O zaman Hürriyet, Günaydın aynı şirkettiler, iki kardeş Haldun Bey Günaydın’ı, Erol Bey’de Hürriyet’in başındaydılar.
Sabah her iki gazetede haber tam sayfa haberi değişik resimlerle veriyorlardı.
Tabi haber ve resimler aynı gece tüm Avrupa ve Amerika ‘ya servis edilmişti.Bütün Dünya Gazeteleri Demirel ile Ecevit’in akibetini bizim haberden öğrenmişlerdi.
Sağolsun Erdoğan Kıral abimiz soyadı gibi kıral bir adamdı.Benim CHP İlçe Başkanı ve İl Genel Meclis Üyesi olduğumu bildiği için haberde ismimi kullanmamış sadece Özel Haber başlığı ile haberi yayınlamıştı.
İki gün sonra telefonda bir başka kişi vardı.Hürriyet Muhasebe Müdürü İş Bankası hesabınıza 50 bin lira haber parası 25 bin lira da özel haber ücreti çıkarılmıştır. İş Bankasından alabilirsiniz.” diyordu.
Hesaba çıkarılan havaleyi çıkarmadıysanız kalsın ben İstanbul’a gelince alırım desemde malesef para çıkarılmıştı.Ben ancak 1 ay sonra parayı gittim aldım ve sıkı yönetim kalkıncaya kadar da bunu bir,iki arkadaşımın dışında saklamak zorunda kaldım.
İşte bir 12 Eylül gecesinin hikayesi çok kötüydü sonucu yüzlerce, binlerce genç, ülkücüsü, devrimcisi canlarıyla bu ihtilalin faturasını ödediler.
Bu 12 Eylül’ü yapanda , yaptıran da Amerikan emperyalizmi idi.Bugünde aynısını
15 Temmuz’da yaptırmaya kalkmadı mı?
Gerek kominist olsun gerekse Amerikan kapitalisleri olsun hepsinin ortak noktası Türk yurdunu bölmek, parçalamak ve ele geçirmek değil mi?
Bir olalım, birlik olalım emperyalistlerin oyununa gelmeyelim.Bin yıldır yaşadığımız bu topraklarda kardeş olarak yaşayalım ve bir daha 12 Eylül’ler görmeyelim..
Hoşçakalın….

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.