BE MUSTAFA!…

“Pişkinin halinden anlamaz hiçbir ham, öyleyse sözü kısa kesmek lazım vesselam”
Yüce Mevlana’nın bu sözünden sonra biz de diyelim ki; AH MUSTAFA AH, AH!
Öfke ve şehvet, insanı şaşı eder, ruhu doğruluktan çevirir. Garaz gelince hüner örtülür, gönülden göze doğru yüzlerce perde iner.
Kadı içinden rüşvet almaya niyet edince, zalimi zavallı mazlumdan nasıl ayırt edebilir ki?
Yıl 2004 çok büyük bir inançla inandık ki sana.
Adeta insanlar seni kendi çocukları, kardeşleri, yakın akrabaları gibi görüyorlardı.
İlk kez bu yaşadıkları şehre, şehircilikten anlayan, yalan söylemeyen, kendileri gibi yaşayan, insanlara tepeden bakmayan, alçak gönüllü, sevecen ufak tefek bedensel yapısıyla, nezaketiyle, büyüğüne saygılı, küçüğüne sevgili, bizim çocuğumuz diyebilecek kadar sevgilerini ileriye götüren insanların; kendilerinden sende çok şey buldukları bir MUSTAFA bulmanın hayaliyle sana sarıldılar. Bu toplulukları gördükçe benim göğsüm kabarıyordu. Gözlerim dolu dolu oluyordu.
Çok kez bu inançla senin çevrende toplanan bu insanların senin için söyledikleri güzel ve umut dolu sözler benim boğazımda düğümleniyor ve de yutkunmaya mani oluyordu.
Gün geldi. Seni en yakınındakiler vurdu. Tıpkı, leyleğin yavrusunu gagasına alıp, çat çat çatıya çarpa çarpa vuruşu gibi vurup, sonra da öldüğünü anlayınca yuvadan aşağıya attığı gibi, bırakıp sittir olup gittiler.
Sen yılmadın, usanmadın daha önemlisi hiç öfkelenmedin. Sabırla 5 yıl sonra hayallerini gerçekleştirerek gelmek istediğin yere gelebileceğini gösterdin.
Seni sevenler, seni 5 yıl boyunca özleyenler;
“İşte, yaparsa bu adam yapar!” diyen inançlı insanları sevindirdin. Seninle her şeyin güzel olacağına inananlar mutluydular.
Onlar senin sabırla, inançla ve çalışarak bu başarıyı kazandığına inandılar. İlk günkü gibi seni;
Mahallemizin çocuğu , bizim Hasan’ın oğlu be! Kibar çocuk, efendi çocuk dediler.
Ben de dahil hiç kimse senin 5 yıl boyunca yüreğinin içindeki duyguları anlayamadık.
Oysa sen, bu geçen 5 yılı öylesine kinlenerek, öylesine öfkelenerek yaşamışsın ki.
Bu öfke ve kin baştan seni vuranlara dönük yüreğinde kabarırken, zamanla öyle bir hal almış ki, tıpkı mayası fazla ekmeğin tepsiden taşması gibi durdukça artmış, arttıkça coşmuş ve senin bünyeni adeta ahtapot gibi sarmış!..
O Mustafa, hızla yerini bambaşka bir Mustafa’ya bıraktı. Şefkatin yerini öfke, sevginin yerini nefret aldı. Herkese verdiğin bir söz vardı: Birlikte kazanacağız, birlikte yöneteceğiz! diyordun.
Halkımıza hesap vereceğiz, her ay bir kere olsun bir araya gelip, sorunlarınızı dinleyeceğim, halkımla birlikte diye diye tam bir sosyal demokrat ağızla gönülleri fethederek hedefine geldin.
Önünde yığınla birikmiş iş vardı. En azından 10 yıl heba edilmiş ve bir sürü sorun üst üste yığılınca ürkütücü boyutlara gelmişti.
Önce Rabbimin insanın yaşamı için en önemli üç şeyinden biri olan su ile işe başladın. İnsanlara hayat veren o yüce yaratığı sağlıklı kıldın ve sağlıklı sundun.
Uyduruk yapılan alt yapılarla birlikte su şebeke yenilemeleri, kanalizasyon yenilemeleri ile elektriği ve telefonu alt yapıya yerleştirerek çok büyük işler yaptım.
Üst yapılarda devrim yarattın. Adım gibi biliyor ve inanıyorum, “Ne rüşvet aldın, ne çaldın, ne de anti kunti işlere girdin!”
Ama bu kadar doğru ve yerinde hizmetleri verirken çok kalpler kırdın.
İşler boyunu geçince, parasal sorunlar başlayınca da yaşadığın stresi dışa, çevrene yansıtarak kırıcı olmakla çok büyük kişisel hatalar yaptın be Mustafa!
Çalmadın ama çalanların olduğunu göremedin. İmarda olduğu gibi birçok biri mde kontrolü kaybettin.
Bugün ayda en az 200 bin – 500 bin TL arasında kasana girebilecek parayı kaçırdığının farkında bile değilsin.
Ekiplerini yönetemiyorsun. Çalışmak çalışanların insafına ve inisiyatifine kalmış durumda.
Hemen hiçbir birimin ne yaptığını, nasıl salladığını bilemiyor ve her geçen gün büyük sıkıntılara giriyorsun.
Sana o kadar çok iyi ve güzel şeyler yazmışım ki. Beş yıl boyunca öylesine seninle gururlanmışım ki…
Hepimizin eksik yanları vardır. Hiç kimse yanlışsız değildir. Ne var ki insanların eline verdiğin kitapçıklar var ya, bende bir tane kalmamış ama atmıyor bu millet işte, açıp açıp onlara bakıp soruyor, sorguluyor.
Çok merak ediyorum, hala orda mısın? Hani bir sözün var ya;
“veren de, vermeyen de!..”
Nasıl olacak 2019 Mart böyle. Alttan alta kaynıyor kazan. Yüzlerce insan her geçen gün binlerce oluyor farkında mısın?
Biraz geç kalmadın mı Be Mustafa!
2019 Mart’ı zor geçecek, tam da zemheri ayı!
Sana bir sır vereyim mi?
Kazan içten kaynıyor içten.
Ama hiç kimseye kızma,
Bu dünyada, herkes ne ekerse onu biçiyor Be Mustafa!..
10 yıl boyunca hep sorularla uğraştın durdun.
Oysa senin sorulara değil, cevaplara ihtiyacın olduğunu hiçbir zaman algılayamadın.
Seni, çevreleyen yalakalardan arınamadın, seni yok etmeye çalışanlarla olan dostluğun, korumacılığın seni bitiriyor ama sen hala “körebe”yi oynuyorsun!…

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.