SEÇİMLERİN ARDINDAN (1)

31 Mart seçimlerini incelerken önce AK Partide seçimlerin 6 ay öncesine bakmamız lazım.Bir yıldır görev yapan ilçe başkanı Mehmet Gözütok’un parti içindeki başarıları,kendine en yakın duran arkadaşları tarafından eleştirilmeye başladı.
Yönetim kurulunda o kadar çok yere,o kadar çok aday vardıki,bunların hepsi de 31 Mart seçimlerinde kendilerini belediye meclisine,il genel meclisine hatta başkanlığa kendilerini layık görüyorlardı.
AK Parti genel merkezinde de şöyle bir tutum hakimdi.
‘‘ Yerel seçimlere giderken,yönetim kurulllarından istifa edilmeyeceği,yönetimlerin zayıflatılmayacağı’’’ bu şekilde yönetimlerde gösterilecek birlik,bereberlikle güçlülük sergilenecekti.
Mehmet Gözütok’un İlçe başkanlığını kabul edemeyen, içlerine sindiremeyen gurup, daha aday belirlemeleri öncesi kılıçlarını çekmiş, Mehmet’in ilçe başkanı olmamaması için seneryolar yazarak, sosyal medyadan bunları pompalatmaya başlamışlardı. Partide bu iş için seçilen 2 kişi durmadan işleyerek sosyal medya ile Mehmet ince ince tokatlanıyordu.
Bu karşı gurupta başı çeken üçlü ( Ömer Faruk Göktürk, Kamil Soyuak ve Tamer Altunay) durmadan karşı olay çıkarmak için sadece çalışmıyorlar, adayın 20-30 sene önceki gençlik serüvenini romanlaştırıyorlardı.
Oysa zaman, bu zaman değildi. Gelibolu’lu AK Partililer ;
‘‘ Bu sefer de bir Gelibolu’lu başkan adayı çıksın,yönetimde doğulu, Karadenizli,Gelibolulu karma bir gurup kurulsun diyorlardı.’’
Eski başkan Mahmut Çetin, Sn.Cumhurbaşkanı’nın metal yorgunlarını görevden aldığı bir süreç sırasında görevden alınmasına rağmen bu üçlü kadro, ısrarla Mahmut Çetin’in başkanlığına ‘‘ Bi daha !’’
diyorlardı.
Aslında bu gurubun tek amacı vardı.Yönetim gücünü de arkalarına alarak Sn.Kamil Soyuak’ı, Gelibolu Belediye Başkan Adayı yaparak kendilerine İl genelde, Belediye Meclisinde yer açabilmekti.
Kendilerinin üç kez uyarılmalarına rağmen, yanıldıkları bir vakadır.
İlçe Başkanlığı seçiminde aday belli olunca ipler daha da gerildi. Seçimden sonra alt oymalar arttı, ardından yönetimdeki uyum hedef alınarak içten sürtüşmeler çıkarıldı.
Ve bir yıl sonra seçimlere 6 ay kala bu gurup yeni alternatifler aramaya başladı. Ali Kamil Soyuak, Cihat Bingöl,Recep Omaç ve Tamer Altunay, Mehmet Eligül adları piyasaya salındı.
Günde bazen 2-3 yalan haber üretiyorlardı. Kazanın altına ha bire odun taşıyanlar, aslında AK Parti’de sadece yer kavgası yapıyorlardı.
Yani kısacası, kimsenin parti hesabı yoktu. Yalnızca ‘‘ Ben olursam kazanırım (!) ‘‘ muhabbeti yapılıyordu.
Durum gittikçe vahim bir hal alıyordu. Bülent Turan’ın duruma el koyması gerekiyordu. Ne var ki o da gurup başkanlığı, seyahatlar, 12 ilçenin sorunlarıyla tek başına boğuşurken ipin ucunu kaçırmadı ama,ipi gevşek bırakarak işi zamana bırakıyordu.
5 ay kala ustaca gerekli gördüğü biçimde yerel medya aracılığı ile mesajını verdi.
‘‘ Gelibolu’da adları konuşulan, adları AK Parti Belediye Başkan Adaylarıymış gibi gündem yaratılanların hiç biri bizim gündemimizde yoktur. ‘‘ dedi.
Bunu anlayan anladı, anlamayanlarsa ilçe başkanlığında olduğu gibi sosyal medya ile, lokanta, kahve muhabbetleriyle bazılarıysa adamlarıyla isimlerini gündemde tutmaya devam ettiler.
Bu arada bu mesajı iyi okuyan bir AK Parti Yönetim Kurulu Üyesi olan Serdar Doğanarslan;
‘‘ Ben bunların hepsinden iyiyim ve benim bu memlekette çevrem var, itibarım var, mazim pırıl pırıl ‘‘ diyerek adaylığını açıkladı. Ve kısa zamanda da iyi işler yaptı, kendini kısa sürede tanıttı. Ne var ki Serdar Doğanarslan çalışırken ‘‘Adları gündemimizde yok ! ‘‘ denilen 6 adaydan 3 tanesi umutluydular.
Bu konuda A. Kamil Soyuak çok çalışıyordu. Cihat Bingöl ‘‘ Ben yokum, gel derlerse varım ‘‘ derken, Recep Omaç ; ‘‘ Bunlar belediyecilikten ne anlarlar. Bu işi en iyi ben yaparım ben 30 yılımı verdim bu işe ‘‘ diyordu.
Zaman su gibi akıyordu. Mehmet Gözütok’a da bombardıman hızlandırılıyordu. Etrafta şu yayılmaya başladı.
‘‘ Mehmet başkanlıktan alınsın, biz seçimi kazanırız.(!) ‘‘ deniyordu. Mehmet, iyice bunaltılmıştı. Oysa, AK Parti onun zamanındaki kadar hiç bir dönemde ne sayısal artış bulabilmişti, ne de bürokrasi de güç bulabilmişti.
Kovalaktı, işini kapatmış ve kendini bu işi başarmaya odaklamıştı. Birgün, Çanakkale’ye gitti ve ‘‘ Size zarar veriyorsam, ayrılayım ‘‘ dedi. Ve aldığı cevapla noktayı koydu. Bence çok yanlış yaptı. Onu oraya layık gören üsttekilere ‘‘ AYIP ‘‘ etti.
O, il başkanının da, onu geldiği günden beri oradan almak isteyenlerin de oyununa getirilmişti. İl başkanıda belki yakınana kadar giren o kişilere inanmıştı.
Yerine yönetim kurulundan tertemiz, beyefendi bir kişi getirildi. İleride belediye meclisi il genel meclisi listeleri hazırlanırken hesapları yapanlarca ‘‘ Kullanırız (!) ‘‘ diyenlerin projesi uygulandı.
Serdar çok samimiydi ama, onunda çevresinde malesef siyasete etki edebilecek kimsesi yoktu. Nihayet isimler üzerinde çalışmalar tekrar başlayınca, gündemimizde yok denilenlerle hiç görüşülmedi. Bunu da onların artık anladıkları görüldü.
Bu arada unuttuk, yönetimin en güçlü adamı, teşkilattan sorumlu Başkan Yardımcısı Olcay Üstün, yönetimi ilk terkeden oldu. O da kendine göre nedenleriyle ayrılmıştı, hedefi vardı, gözü meclisteydi. Pusaya çekilmiş bekliyordu.
Yukarıdan yeni aday arayışları tekrar başladı. Önce bir kez daha Alper Türkmen’le görüşüldü. Alper, ilk günden beri aynı yerde duruyordu. Geçmişini, yaşamını,işinin ve ailesinin prensiplerini çok iyi anlatıyor, ‘‘ OLMAZ ‘‘ diyordu.
Bu arayışlardan sonra çıkan isimlerden Mehmet Çınaraoğlu, Derya Uysal ile bir akademisyen ismi üst kademeye ulaştırıldı.
Bu kişilerden 2’sinin kabul etmediklerini biliyorum fakat bir diğeriyle temas kurulup kurulamadığını ise öğrenemedim.
Daha sonra üst düzeyden gelen isim isteklerine Bülent Çetin ismi verildi.
Bülent Çetin ile yapılan görüşme olumlu sonuçlanınca karar verildi fakat açıklanması sonraya bırakılarak ismin süpekülatif tartışmalara düşmemesi için soğutulmaya alındı. 15 gün boyunca aday ismi kesinleşmesine rağmen tam bir usta becerisiyle isim gizlendi.
Bu arada adaylıklarını sürdüren ( il genel meclisi ) Recep Omaç ,belediye meclisi için Olcay Üstün adayın adının açıklanmasına çeyrek kala adayla temasa geçtiler ve bir daha da ayrılmadılar.
Bülent Çetin’in en büyük avantajı siyasette hiç yıprantısı yoktu. Rahmetli babasını çok genç yaşında kaybetmesine rağmen ağabeyi Birol ile birlikte başarılı bir iş adamı olmaları idi.
Kısa sürede isim tuttu. Bülent’in güler yüzü, şen şakrak, alçakgönüllü davranışları, efendi ve saygılı tavırları kısa zamanda onu vatandaşa benimsetti, sevdirdi.
Hızla AK Partide bir toparlanma başladı. Kadın ve genç seçmenlerden büyük ilgi görüyordu. AK Partide ilk kez böyle bir trafik yaşanıyordu.
Bülent Çetin etrafında, halkın ilgisi artarak devam ederken, CHP’den gelecek oylar hesaplanmaya başlanmıştı. Adayın hem kendisinin, hem de eşinin CHP kökenli olması AK Partiye nasıl yansıyacaktı?
MHP ile AK Parti tek çatı altında birleşebilecek miydiler? Hepsinden önemlisi Geliboluların her zaman olduğu gibi, ekibe bakması noktasında MECLİS nasıl şekillenecekti ?
Meclise atlama yarışı başlamıştı. Seçime bir ay kala aday bir gurup tarafından kontol altına alınmıştı. Çetin’in en yakınında dört isim öne çıkmıştı. Tuncay Sezer, Olcay Üstün, Erdem Altıner, Yener Acar.
Recep Omaç’ın il genelde şansı gözükmüyordu. Tüyoyu almıştı. O da meclistekilere rampa etti.

DEVAMI YARIN SÜRECEK…

Bunları da sevebilirsiniz

Bir cevap yazın